| 21 Mart Basın Açıklaması - ORMANCILIĞIMIZ KURTARILMALIDIR ! | |||||||||||||
|
Türkiye'de Anayasaya göre mülkiyeti devredilemeyen, devlet tarafından yönetilmesi ve işletilmesi gereken "orman" sayılan alanların genişliği 212 milyon dönümdür. Orman ekosistemlerinin gördüğü ekolojik işlevler ise pek çoktur. Buna karşılık, ülke yüzeyinin % 27'sini oluşturan bu alanlarda olup bitenler gerektiğince sorgulanmamaktadır. Oysa, 40 bin dolayında personelin işlendirildiği ormancılığımızda çalışmaların bilimsel ve teknik gereklere göre yapılması artık tümüyle rastlantılara kalmıştır. Bu durum, ormanlarımızın geleceğini tehlikeye atmasının yanı sıra kısıtlı kaynakların savurganlığına, orman rantının yerli ve yabancı sermayeye aktarılmasına yol açmaktadır. Bu nedenle, ülkemizde ormanların kurtarılabilmesinin öncelikli koşulu ormancılığımızın kurtarılabilmesidir. Kuzey Yarımküre ülkelerinde "Dünya Ormancılık Günü" olarak değerlendirilen 21 Mart'ta, göstermelik törenlerin yerine bu koşulun yerine getirilmesine katkıda bulunabilecek tartışmalar yapılmalıdır. Türkiye'de, "orman" sayılan alanların genişlediği ve 212 milyon dönüme ulaştığı öne sürülmektedir. Öte yandan, biyolojik çeşitlilik düzeyi son derece yüksek olan ormanlarımızda ekolojik denge her türlü dışsal etkiye karşı son derece duyarlıdır. Küresel ısınma sürecinin görece olarak en fazla etkileyeceği varlıklar arasında orman ekosistemleri de bulunmaktadır. Bu gerçeklikler ile ülkemizde "orman" sayılan alanların tümüne yakın bir kısmının devlet mülkiyetinde olması ve Anayasanın 169. maddesine göre de mülkiyetinin devredilememesi ve devletçe yönetilip işletilmesi zorunluluğu göz önünde bulundurulduğunda, ormancılığımızın taşıdığı yaşamsal önem daha kolay kavranabilir olmaktadır. Ne var ki, bu önemine karşın ormancılığımızda olup bitenler hemen hemen hiç tartışılmamaktadır: Bu bağlamda;
vb olumsuzluklar ormanlarımızın geleceğini tehlikeye atmaktadır. Ancak, sonuçları ülkemizin her yanında görülmesine karşın bu olumsuzluklar, yurttaşlarımızın en duyarlı kesimleri arasında bile tartışma konusu yapılmamaktadır. Bu nedenle siyasal iktidarların ormancılığımızı partizanca amaçlarla kullanabilmeleri de büyük ölçüde kolaylaşmaktadır. Oysa, yakın geçmişte, AKP iktidarının Anayasamızın ormanların ve orman köylüsünün korunması ile ilgili yaptırımlarını ormanlarımızın ve ormancılığımızın da özelleştirilmesine yol açacak doğrultuda değiştirme, kamuoyunda "2 B arazileri" olarak anılan yerleri işgalcilere devretme, orman fidanlıklarını kapatma-satma girişimleri bilinçli ve duyarlı kamuoyunun kararlı çabalarıyla engellenebilmiştir. Ormancılığımızda olup bitenler karşısında da bu türden başarıları sağlayan bilgili, bilinçli ve duyarlı çabalara girilmesi gerekmektedir.
|
|||||||||||||