ORMAN EKOLOJİSİ VE ORMANCILIK OKULU”NUN SAYIN KATILIMCILARI  

22 Eylül 2007 günü ”Orman Deyince” diyerek başladığımız etkinlik 20 Ekim 2007 günü yapılan açıklamalı gezi ile başarıyla tamamlanmıştır.
Açıklamalı gezi rehberimiz kendisine “ormanların delisi” diyen ama bence “ormanların efendisi” olan sayın Doç.Dr.Yücel ÇAĞLAR”dı.
20 Ekim 2007 günü saat 08.40 da başlayan gezimizde ilk durak Kazan ilçesi  çıkışında ki kum ocakları idi. Tarım alanlarının ve tarım topraklarının nasıl göz göre göre yok edildiğini gördük.Tarım arazilerinin suyla akıp gitmesi sanki ”sel gitti kum kaldı” sözünü bize hatırlatıyordu.
Kurtboğazı mevkiinde ağaçlandırılmış bölgede meşe ve çamların iç içe uyumlu yaşantısı sadece Kütahya-Tavşanlıda yetişen Karaçam la öyle güzelleşmişti ki usta bir ressamın elinden çıkmış bir tablo gibiydi. Ama bazı katılımcılar kuşburnu yerken, bazılarımız da güneşin azizliği yüzünden bu tabloyu görememiş olabiliriz.

Artık Batı Karadeniz orman kuşağına  girdik ve de havza örneğini de görme şansımız oldu.

1700 m.lerdeki ormanın insan etkisiyle aniden bitişi meşe, söğüt, karaçam gibi genç bireylerin “biz buradayız korkmayın yine burayı eskisi gibi yaparız” dediklerini duyur gibiydik.

Çamkoru sapağından döndüğümüzde orman ekosisteminin sadece ağaçlardan oluşmadığını.orman içi açıklıklarında çok önemli bir işlevi olduğunu gördük.

Karşımıza çıkan sarıçamlar, ileride göknarlarla karşılaşacağımızı müjdeliyordu.

Artık tabakalı ve koru ormanı içindeydik. Çamkoru Orman İşletmesi’ne ulaştığımızda daha önceden randevu alınmasına rağmen hiçbir yetkiliyi bulamadık. Derdimizi ardıçlara anlattık. Ancak 06 TJ 871 plakalı orman aracı ve sürücüsü aynı zamanda orman muhafaza memuru Sayın Talat GÜL; bu durumun genelde hep böyle olabileceğini ve ormanlarımızın belki de bu nedenle sahipsiz olduğunu sanki söyler gibiydi. Bizim çok sıkıldığımızı hissedince bizi kendi ifadesiyle 3 km, ama gerçekte 7 km olan bir orman istihsal “ağaç kesim alanı”na götürdü.

Burada ağaçların nasıl işaretlendiğini ve kabuklarından nasıl ayrıldığını gördük.

Dönüşte artık güzel bir yemek hakkımızdı. Doğanın ortasında temiz hava ve  ormanla iç içe kumanyamızı yerken , Yücel beyin 40 yıllık arkadaşı ve emekli orman mühendisi sayın Tezer Teke‘nin bizleri ziyarete gelmesi çok hoş bir sürpriz oldu. Bence Yücel beyi bir de Tezer beyden dinleyin…Neden kendisine “ormanların efendisi” dediğimi çok daha iyi anlayabilirsiniz.
Yemek sonrası başlayan yürüyüşümüzün ikinci bölümü yaklaşık 400 yıllık bir sarıçamla başladı. Sarıçam ben daha bir 400 yıl buradayım der gibi sağlıklı ve dinç idi.

Orman yolunda kompakt formda, tek tür, tek tabakalı, kapalı sarı çamlarla karşılaştık. Yol boyunca karınca evleri, karakavaklar, akasyalar, sedirler,meşeler, göknarlar bana “Işık Girmeyen Ormana Ormancı Girer” sözünü söyletti. 90/60/90 formatındaki orman yapısı bazı katılımcıları kıskandırsa da yürüyüş bitimi yapılan duygusal sohbetler ormana duyduğumuz derin saygının dile dökülmesiydi. Katılım belgelerimizi bize bu coşkuları yaşatan ve “ben de varım” diyen ormana saygı duyarak sevinçle aldık.

Artık bizde ne yapmak istediğimizi bilen ve daha çok öğrenmek isteyen bireylerdik.

Dönüş yolunda  “E-5” e çıkmadan doğal orman alanlarının nasıl yok olduğunu ve nasıl inatla yeniden ormanlaştığını Yücel beyin tatlı ve kanıtlı açıklamalarıyla dinledik.

Çay molasında çantalarımızda kalan yiyeceklerimizle  duble çaylarımızı içerken tatlı bir yorgunluğun keyfini çıkardık.
KIRSAL ÇEVRE’ye ve Sayın Yücel ÇAĞLAR hocamıza katılımcılar adına teşekkürler.

Erdal Gülöz
23.10.2007